| Orhun-Yenisey Yazısının Kökeni ve Metinlerin Tarihi |
|
|
|
Orhun-Yenisey alfabesi ek tabloda verilmiştir. Bu yazının (el yazısı) türünü en az 3 sisteme ayırabiliriz: Yenisey (Talas anıtlarında da yansıtılmış), Orhun ve Soğd-Talas (Mug dağındaki el yazması ve Talas çubuklarındaki oyma yazı). Bununla birlikte onların herbirinde bazı harflerin değişik yazılış varyantları da belirtilmektedir.
Yenisey anıtlarında ünlüler Orhun yazıtlarına göre daha az yazılıyordu. Fakat her ikisinde de yazı ünsüz karakterini koruyordu. (K D Ş yazılıyor “kadaş”okunuyor - arkadaş, dost, B Z yazılıyor “biz” okunuyor – biz vb.) a, e, o, ö, ı, i, u, ü, ünlüleri için sadece 5 harf kullanılıyordu: A, E, I, U, Ü. Onların arasından A, I, U, Ü ünlüleri yanındaki ünsüzün veya komşu hecenin niteliğine göre A= a, e; I= ı, i; U= u, o; Ü= ü, ö şeklinde okunuyordu. İşaret sisteminde ünsüzleri belirtmek için harfler aşağıdaki gruplara ayrılıyor: 1- Çift ünsüzler: a) Kalın: B, G, D, Y, K, L, N, R, S, T b) İnce: B2, G2, D2, Y2, K2, L2, N2, R2, S2, T2 2- Hareketli: Z, M, Ñ, P, Ç, Ş, nt, nç, lt (hece kadrosuna göre ince ya da kalın okunuyorlardı.) kelimeler ve cümleler arasına ayırıcı işaretler konuyordu fakat onlar çoğu zaman belirtilmiyordu. Orhun-Yenisey alfabesinin kökeniyle ilgili iki ayrı fikir ileri sürülmektedir: 1- V. Thomsen bu alfabenin temelde Arami alfabesinden ortaya (Pehlevî, Harezm ve Soğd kanalıyla) ve başka kökenlerden gelen işaretlerin bir kısmıyla tamamlanmış olabileceğini düşünmektedir. O. Donner Orhun-Yenisey alfabesinin birkaç harfini Arsakid madenî paralarının üzerindeki işaretlere yaklaştırmıştır (M. S. II-III. yüzyıllar). E. Bloşe onları Hunların yazısıyla bağlantılandırmıştır. 2- N. Aristov Orhun-Yenisey yazısının Türk damgalarından ortaya çıktığını söylemiştir. P. Melioranskiy ise bazı damgaların bu alfabedeki harflerin oluşmasında temel olabileceği düşüncesini savunmuştur. S. V. Kiselev “Orhun yazısı yöresel icat kadar benimsenmiştir” diye yazmıştır. Yine onun tarafından “G” ve “Z” harflerinin kökeni Taştık döneminin damgalarıyla bağlantılandırılıyor (M. S. I-IV. yy). Burada harf öncesi Yenisey işaretlerine özen gösterilmiş ayrıca onların örnekleri de verilmiştir. Bilindiği gibi “K”(ok türünde), “Y”(yarı yuvarlak) harfleri ok ve yayın betimlenmesinden çıkmıştır. Söylenen bakış açılarının yanı sıra Yenisey yazısının İskandinav, Got vb. yazılardan ortaya çıktığı hiçbir ilmî delile dayanmaksızın söylenmektedir. A. N. Bernştam’ın “VI-VIII. Yüz Yıllarda Orhun-Yenisey Türklerinin Sosyal-Ekonomik Düzeyi”(Sotsial‘no-ekonomiçeskiy stroy orhono-yeniseyskih tyursk VI-VIII vekov) adlı kitabının15. sayfası ve diğer sayfalarında bu değişik ideolojik eğilimler ile birlikte panfinizmin göçler teorisini de doğru bir şekilde ortaya koymuştur. Prof. B. M. Nasilov, Yenisey yazısının Got, İskit-Slav ve Fin dillerinden ortaya çıkmasıyla ilgili teorinin, dilcileri doğru yoldan alıkoyduğunu ve bu yüzden uzun zaman boyunca Yenisey yazısının çözülemediğini belirtmektedir. 1961 yılının Temmuz ayında Ovyur bölgesinin Kızıl-Tey köyünde( Tuva’nın güneyi) SSCB İlimler Akademisi Etnografya Enstitüsü Arkeoloji ekibinin üyesi (ekip başkanı A. D. Graç) yerli öğrenci, Kızıl-Ool erken dönem Türk anıt duvarlarının taşları arasında, üzerinde S. V. Kiselev’in yayınladıklarına benzeyen harf öncesi işaretlerin kolay bir şekilde göründüğü balbalı buldu: 1955 yılında arkeolog A. D. Graç fazla uzaklaşmadan yukarıda adı geçen Kızıl-Tey köyünün (10 km kuzeydoğusunda) Haçı-Havuzu vadisinde iki balbal daha buldu. Birisinin üzerinde harf oluşumundan önceki işaretler ve Yenisey alfabesinin harfleri gösterilmiştir. Yanındakinde ise birincideki işaretlerden birisi tekrarlanıyor. Sağ balbaldaki yazının transliterasyonu: NUMŞ bş. Okunuşu: Nomış Baş (özel isim). Aşağıda “R2”nin görüntüsü verilmiştir(Er-koca,bahadır). A. D. Graç tarafından keşfedilen ve tasvir edilen Ovyur petrogliflerinin arasında (12. anıt,13. nesne) bronz renkli ilk Türk tekesi ve Yenisey harfleri de vardır. Eğer A. D. Graç’ın keşfettiği balballardaki yazılara benzeyen yine 2-3 yazı bulabilirsek o zaman eski Türk yazısının yerel gelişimi (Yenisey’den Orhun’a kadar) tamamen ispatlanmış olur. V. V. Radloff ve diğer Türkologlar Tuva’da Tannu-Ola’nın güneyinde Orhun-Yenisey yazısının anıtlarına rastlanamaz diye düşünüyorlardı. Bu görüş ele geçen yazıtların ışığında tekrar gözden geçiriliyor: İlk olarak Tuva’da Tes-Hemsk bölgesinde Çırgalandin köyünde Kezek-Terek yöresinde Saygın dağının altında levhada bulunmuştur. Bu Y. L. Arançin tarafından “Doğu Epigrafisi”nde (Epigrafiki Vostoka) (V, 1951) yayımlanmıştır. İkinci olarak Haçi-Hovuz balbalında ve üçüncü olarak da Ovyur petrogliflerinin arasında bulunmuştur. Eski Türk Yenisey anıtlarını tarihlendirme konusunda başlangıçta Türkologlar arasında Yenisey yazı ve dilinin Orhun yazısından daha önce biçimlendiği fikrine varmak çok zor oldu. “Harflerin biçimleri Orhun yazısı döneminden daha önceki dönemi gösteriyor. Onun için Radloff Yenisey yazıtlarının tarihini VII. yüzyıla, daha çok onun ikinci yarısına götürme eğilimindedir.” X. yüzyılda yaşayan ve Kırgızlarla ilgili karakteristik bilgiler veren Abu-Dulef’e dayanarak V. V. Bartold şöyle demektedir: “Bu hikâyede Tan-Şu’da sözü geçen Kırgız yazısı hakkında bahsedilmesi çok ilginçtir. Orada Kırgız yazısının ve dilinin tamamen Uygurcaya benzediği belirtiliyor”. Burada bahsedilen o zamanlar Uygurlar arasında yaygınlaşmış ve sonra da Moğollar tarafından benimsenmiş olan alfabe değil, Orhun anıtlarının bulunması sonucunda okuma anahtarı bulunabilen daha eski yazılardır. Demek ki Kırgızlar ve onlarla sıkı temasta bulunan kabileler daha X. asra kadar Yenisey alfabesini kullanmışlar. P. M. Melioranskiy “Aslında Yenisey yazıları, yazı biçimine bakılırsa, Orhun yazılarına göre kuşkusuz daha arkaik nitelik taşımaktadır” der ve Orhun-Yenisey alfabesinin VI. yüzyıldan daha önce oluştuğunu mümkün sayar. S. Y. Malov Yenisey metinlerinin daha sonraki dönemlerde yaygınlaştığını inkâr etmeyerek daha önceki dönemlere de ait olabileceğini göz önünde bulundurmak şartıyla V. yüzyıla ait olduğunu belirtmektedir. Yakın zaman önce bazı türkologlar değişik fikirler ortaya koymaya yani eski şemayı değiştirmeye çalışmışlardır. Onlara göre önce Orhun tipindeki yazı biçimlenmiştir. Daha sonra Orhun’dan Yenisey’e geçmiştir. Bu görüş tarihî delillere dayanmamaktadır. Anıtların bir bölümü daha sonraki dönemlere ait olsa bile yukarıda da belirtildiği gibi Yenisey anıtlarında arkaik el yazısı özellikleri ve yazım teknikleri daha çok korunmaktadır. S. V. Kiselev tarafından gösterilen ve 1961’de Ovyur bölgesinde bulunan harf oluşumundan önceki işaretler, Haçı-Hovuzu balbalı ve Handagaytı (Tuva) petrogliflerinin arasındaki Yenisey harfleri Angar ile Tannu-Ola’nın güney kollarını arasında ilk Türk döneminde Orhun-Yenisey yazısının var olduğunu göstermektedirler. Yalnız birbirine bağlı iki sorunun saptanması gerekmektedir: 1- İncelenmekte olan yazı Yenisey’den Selenga’ya doğru mu yaygınlaşmıştı? ; 2- Aynı yazı bölgede paralel kendi yerel (Yenisey ve Orhun) farklılıklarını koruyarak gelişti ve bunlardan biri eski özelliklerini daha fazla mı korudu? Bu yazının yayılışının Selenga’dan Yenisey’e doğru olduğunu söylemek için ise herhangi bir sebep mevcut değildir. Aynı harflerin yazılış varyantlarını karşılaştıran herkes V. V. Radloff, P. M. Melioranskiy, S. Y. Malov ve başkalarının belirttiği “Yenisey yazısı Orhun yazısından daha eskidir” görüşünü kuvvetlendirmiş olur. Evet Yenisey anıtlarının dilinde eskiye ait izler bulmak mümkündür. Bununla beraber anıtların dikilme tarihiyle onların üzerindeki dilin özelliklerinin her zaman doğru orantılı olamayacağını göz önünde bulundurmalıyız. Yazı, IX-X. yüzyıllarda yazılmış fakat bünyesinde önceki yüzyılların özelliklerini yansıtmış olabilir. Çünkü eskiden diyalektlerin gelişme ve dengelenme süreci çok yavaş olmuştur. Türk Kağanlığı ve Uygurlarla mücadele döneminde Yenisey diyalektleri, Orhun diyalektlerine göre kendilerinde önemli derecede gramer özelliklerini korumuşlardır. Talas anıtları grafik ve dil özelliklerine göre Yenisey (daha doğrusu Tuva’da bulunanlara) anıtlarına daha yakın oldukları herkes tarafından bilinmektedir. Bunlar XIII. yüzyıldan önceki yüzyıllara aittir. Buna ek olarak Talas’ta ve Çüy vadisinde (Kırgızistan) bulunan VIII. yüzyıl Türgiş madenî paralarının üzerinde Orhun-Yenisey tipinde harfler bulunuyordu. Mug (Soğd) dağında bulunmuş olan ve üzerinde Orhun-Yenisey tipinde harfler bulunduran belge VIII. yüzyılın başlarına aittir. Macaristan’da Duna-Tuse’deki Avar mezarlığında Yenisey el yazmalı iğne kabı bulunmuştur (merdiven görünümlü “Z” harfi). Önceden de değinildiği gibi Kırgız SSC’nin İlimler Akademisi Tarih Enstitüsü’nün ilim adamı Y. D. Baruzdin 1961’de ilk olarak Ak-Tepe kasabasında (Kırgız SSC’nin Batken Bölgesinde) üzerinde Yenisey tipinde yazı bulunan büyük toprak kap parçası bulmuştur. Bu kasaba VII. yüzyılın ikinci yarısında yıkılmıştır. İkinci olarak Kırgız SSC’nin Alay bölgesinde Y. D. Baruzdin tarafından üzerinde Sogd belgelerindeki harflere benzeyen işaretler bulunduran balbal bulunmuştur. S. V. Kiselev Altay’da (Katanda ve Tuyahta köyleri etrafında) VI-VIII. arsılara ait mezarlar arasında üzerinde Orhun-Yenisey tipinde yazılar bulunan kaplar bulmuştur. Uybat çaatasında bulunan ve eski Türk yazılarını içeren gümüş kap, altın şişe vb. buluntular aynı döneme aittir. Eğer Yenisey yazısı VIII. yüzyılda Tyan-Şan, Soğd ve Macaristan’a getirilmişse, o zaman onun Yenisey’de daha önce oluştuğundan ve kullanılmaya başlandığından emin olabiliriz. Kaldı ki onun oluşması çok yavaştı. 1960 yılında Sovyet Arkeolojisi dergisinin 3. sayısında yayımlanan ve yukarıda adı geçen “Yenisey Anıtlarının Yeniden Tarihlendirilmesi” (Novaya datirovka pamyatnikov yeniseyskoy pis‘mennosti) adlı yazısında L. R. Kızlasov Tuva’da Yenisey yazısının yaygınlaşma sürecini tam olarak belirleme adına bir takım sorular ortaya koymuştur. Yazar Yenisey anıtlarının VII-VIII. yüzyıllara ait olduğunu söylemekle birlikte ele alınan yazı tipinin Yenisey’de daha VI. yüzyılda ortaya çıkmış olabileceğini belirtmektedir. (Yazının 96. ve 118. sayfalarına bakınız). Ona göre Tuva bölgesinde bulunan anıtlar VIII-XII. yüzyıllara aittir. Bununla beraber L. R. Kızlasov onların çoğunun eski Hakas büyüklerine ait olduğunu düşünmektedir. Yenisey yazısının VI. yüzyılda da var olabileceğini mümkün saymak diğer Türkologların düşüncelerini pekiştirmektedir. S. Y. Malov’un Yenisey anıtlarının V. asra ait olduğu fikrine gelince o, anıtların dikilme tarihini değil belirli bir yazı tipinin biçimlenme ve Orhun yazısından ayrılan dil özelliklerinin oluşma sürecinin tamamlanmış olduğu vakti kastetmiş olabilir. Ancak L. R. Kızlasov’un Tuva’da bulunan Yenisey anıtları için söylediği tarihi kabul etmek için şimdilik çok erken. Çünkü bu arkeolojik olarak kanıtlanmamıştır. İçinde tarihlendirmeye elverişli envanter bulunduran kurganları açmışlarsa bile balballar kurganların üzerinde değil onların yanında duruyordu. İşte bu yüzden balballar başka dönemlere ait olabilirler. Bu zamana kadar üzerinde yazı bulunan balbalların altında mezar bulunmamıştır. Ne zaman ki onlar bulunur ve içindeki eşyalar tarihlendirilir, işte o zaman anıtların dikilme tarihî ve etnik kökeni sorularını ele alabiliriz. L. R. Kızlasov’un Yenisey yazıtlarının tarihlendirilmesi hakkında ortaya koyduğu diğer sorulara gelince, onlar için ayrı bir çalışma yapılması gerekmektedir. |













